14 Temmuz 2012 Cumartesi

Heybeliada,İstanbul'un mahsun prensi

İstanbul'un boğaziçisi,tarihi yarımadası,kız kulesi gibi onca güzelliğinin yanında 'Prens Adaları' vardır.Marmara denizin de şehrin kenarına sanki serpiştirilmiş gibi adalar, İstanbul'u uzaktan seyreder.Şehrin kaosundan, trafiğinden , egzos dumanından kısa bir anlığına da olsa kucak açar biz kent insanlarına.İstanbul'un sayfiye yeridir adalar, büyükten küçüğe doğru sıralanmışlar sanki kardeş çecukları gibi.Yüzölçüm olarak en büyük olan Büyükada en çok ilgiyi üzerine çeker, daha kalabalıktır, daha popülerdir ve daha görkemli.Bu gezimde fotoğrafladığım Heybeliada ise çok daha sade ve dingin atmosferiyle farkını hemen hissttirir.İstanbul'un mahsun prensi Heybeliada, bence coğrafi açıdan prens adalarının en güzeli.

Vapurdan indiğinizde sizi ilk karşılayan Deniz Harp Okulu ilk bakışta bir ciddiyet duymanıza sebep oluyor, benim kafamda bir acaba sorusu vardı açıkçası.İskeleyi geçip ara sokaklara dalınca bu etkiden kurtulduğum gibi bir çok şaşırtıcı güzel manzarayla karşılaştım.esnaftan edindiğim ayrıntılı Heybeliada haritasıyla adanın etrafında dolaşmaya başladım.Büyükada'ya oranla daha az fayton (tabi buda daha az dışkı kokusu demek:) daha az yalı ve konak var.Yiyecek içecek mekanları sadece sahilde bulunuyor.bu açıdan biraz dezavantajlı.

Ruhban Okulunu barındırmasıyla sık sık gündeme gelen Heybeliada ismi bir zamanlar bakır madeni çıkarıldığından Halki adı verilmiş, heybeye benzediğinden daha sonra Heybeliada adını aldığı belirtiliyor.

Heybeliada, yürüyüş ve bisikletle gezip keşfetmek için sonbahar ve ilkbahar aylarını tercih etmenizi öneririm.Birçok rampa inip çıkacağınızdan yazın zorlu olacağından baharda gitmekte fayda var derim.
En güzel mehtabın Heybeliada'da izlendiği rivayet edildiği bu yüzden "Biz Heybeli'de her gece mehtaba çıkardık" şarkısı bu özelliğinden esinlenerek yazıldığı söylenir halk tarafında.

Mehtabını izleyemediysem bile içinde dolaştığım Heybeliada etkileyici bir güzellikteydi.İstanbul'un mahsun prensini görmenizi tavsiye ederim:)


Maviyle yeşilin bütünleştiği Çamlık koyunun manzarası bana ege koylarının güzelliğini anımsattı.
Ahşap binaların sıra sıra dizildiği bu sokağın görüntüsü muhteşemdi..


Bir evin bacasına tünemiş olan martı, arka fonda beton yığınlarının gözüktüğü Şehr-i İstanbul.



Adanın yapılarında genellikle ahşap uygulamalar bulunuyor.


Dingin  ve çarşaf kıvamında ki denizin görüntüsü gözalıcıydı.


Heybeliada da Büyükada'ya naziren daha az fayton bulunuyor.Bir ahırda görüntülediğim bu beyaz at güneşin keyfini çıkarıyordu.

Çamlık koyuna gelmeden ulaşacağınız Terki dünya manastırının içinden bir görüntü.


Edabiyatçı Hüseyin Rahmi Gürpınar'ın evinde ki yatak odası.


Heybeliada Ruhban okulunun uzaktan görüntüsü.
Heybeliada'nın kardeşi Burgazada ufukta gözükmekte.



Ahşap kolonlar üzerinde duran bu evin bahçesi mozaik işçiliğiyle harika görünüyor.


Diğer Adalar da olduğu gibi adanın cefasını sırtlayan atların daha iyi bakım şartlarına kavuşması gerekiyor.

2 Temmuz 2012 Pazartesi

Deniz-kum-güneş, Kilyos

Yazın İstanbul'da denize girilecek pek seçenek yoktur.Adalar, Caddebostan  ve Florya plajı şehir içinde kaldığından pek tercih edilmez. Şehrin Karadeniz kıyıları bol oksijenli temiz havası, nispeten orman dokusunun içerisinde olması burayı daha çekici kılar.Kilyos,Demirciköy ve Rumelifeneri-Marmaracık koyu İstanbul'da biraz serinlemek için kentin dışında güzel bir seçenek.

Bu pazar gezimi Kilyos'a ayırdım.Denize girmeyip Karadenizin azgın dalgalarına kendimi bırakmasam da, kumsalın güzelliği , dalgaların hoyratlığı karşısında büyülendim.Herkesin denizde yüzüp , günüşlenip evine döndükten sonra, tektük insanların olduğu plajı fotoğraflamak muhteşemdi.Sıra sıra dizilmiş boş şenzlonlar, kumsalda tek başına oynayan çocuklar akşamın kızıllığıyla birleşince güzel görüntüler elde ettim.Bunlardan bazılarını sizlerle paylaşmak istedim.

Karadenizin hırçın dalgaların da yüzmeseniz bile balık restauranların da leziz yemekler yiyip kumsalında yürüyüş yapmanız bile gitmeniz için yeterli.

 Kilyos plajının genel görünümü.

Halk plajında şenzlonglar. 

 Kumsalda raslatığım bu ufaklık sahile taş fırlatırken görünüyor.Henüz sektirmeyi başaramasada gayet iyi  fırlatıyor:)

Ufukta demir atmış vaziyette bekleyen tankerler, bir yandan kuvvetli poyrazla kabaran dalgalar insanoğlunun keyif yapmasına engel teşkil etmiyor.

Plajda  atv kiralayarak kumsalın keyfini farklı bir şekilde çıkarabilirsiniz.

Ufukta görülen iskele özel bir plaja ait, fotoğraf çekmek için gittiğimde siyah takım elbiseli güvenlik Oktay Kaynarca'nın düğünü olduğunu belirtip sahilde çekim yapmama izin vermediler.Beni paparazi zannettiler sanırım:)

kilyosun kumsalı gün batımında altın rengine bürünüyor.kumsala ismini yazan çocuğu görünce fotoğraf çekmem için kaçınılmaz bir fırsattı.

Günbatımında kumsalda yürüyüş yapmanın keyfi bir başka olsa gerek.